Cumhuriyet dönemi yazarlarına karşı elimde olmadan takındığım bir ön yargım vardı. Anlaşılması zor dilleri ya da şu an ki dünyadan çok farklı yazıları beni daha başında pes ettirir diye düşünüyordum. Ancak Sabahattin Ali tüm bu düşüncelerimi değiştirdi. Kuyucaklı Yusuf ile başladı ve Kürk Mantolu Madonna ile devam etti ona olan hayranlığım. Anlatımındaki sadelik ve içtenlik siz farkına varmadan sayfalar arasında bir yolculuğa çıkmanıza ve göz açıp kapayana kitabın sonuna gelmenize neden oluyor.

Kürk Mantolu Madonna aslında birbirinden bağımsız gibi görünen iki bölümden oluşmakta. İlk bölümde iki devlet memuru arasındaki anlaşılması güç ruhsal yakınlaşmaya tanık oluyoruz. İkinci bölümde ise yıllar önce yazılmış bir güncenin satırlarında aşkı, tutkuyu -hatta saplantıyı, umutsuzluğu ve hayal kırıklığını yaşıyoruz. Güncenin sonunda yazanlar ise bizi tekrar içinde bulunduğumuz zamana döndürüyor ve eski Türk filmleri tadında, bu kadar da olmaz dedirten bir sonla bitiyor kitap.

Sıradan bir insanın yaşadığı saplantı derecesindeki saf aşka tanıklık etmek isterseniz Kürk Mantolu Madonna’yı mutlaka okuyun derim…

İlgili Yazılar